TR Source phrase
Translation EN

examples

  • Bak Üstat Behzat'ın kendi kendim kör ettiği iğne.
  • Kan döken iğne kadar sivri gagalar.
  • Taretin kenarlarından iğne biçimli damlalar halinde çıkan bir sıvı, zırhlı plakaların üstündeki radyoaktif kül kalıntılarını yıkadı.
  • Konsey üyeleri pusulayı büsbütün şaşırmış, salonu derin, iğne düşse duyulur bir sessizlik kaplamıştı.
  • Alnımdaki uyuşma sanki bütün kafama yayıldı, iğne çıkınca kesildi.
  • Desen hâlâ siz üçünüzün çevresinde dokunuyor, ama iğne kimin elinde, mekiği kim kontrol ediyor?
  • Görebildiği her şey sığ deliklerle doluydu, bazıları minik iğne delikleri, diğerleri bir adım genişliğinde sığ, kaba kenarlı kraterler gibiydi.
  • ”Rand derin bir nefes aldı ve içindeki ürperti aniden, iğne batırılmış kabarcık gibi yok oldu.
  • Lambanın ışığında dağınık bir yatak gördük, minderlerin üzerine düşüncesizce atılmış kuşaklar, yelekler, iki sarık, mintanlar, Nakşibendi Nimetullah Efendi'nin Farsça-Türkçe sözlüğü, kavukluk, çuha kumaş ve dikiş için iğne iplik, elma kabuklarıyla dolu bakır sahan, pek çok minder, kadife bir yatak örtüsü, boyalarını, fırçalarını ve nakkaşın bütün nakış malzemesini gördük.
  • ”“Bir iğne.
  • Rand’ın kafatasını iğne gibi deldi.

gatinha artotek encer subleva olvidarse volailler turniere vantarde excomungado baffe